SEÇİME GİDERKEN BİR DURUM DEĞERLENDİRMESİ GELECEK PERSPEKTİFİ VE GEÇMİŞLE İLİŞKİMİZ*

SEÇİME GİDERKEN BİR DURUM DEĞERLENDİRMESİ:

GELECEK PERSPEKTİFİ ve GEÇMİŞLE İLİŞKİMİZ

*ADEOB’un Temmuz-Ağustos 2011 sayısında yayımlanmıştır.

“…realiteler içine maziyle bağlarımız da girer. Çünkü o, hayatımızın bugün olduğu gibi gelecek zamanlarda da şekillerinden biridir…”

Ahmet Hamdi TANPINAR,

Huzur (1949)

Eczacılar olarak mesleğimize içkin konjonktürel ve yapısal sorunların yanı sıra oldukça yakın gelecekte iki devasa tehlike ile karşı karşıya bulunuyoruz: Küresel ekonomik kriz ve meslek örgütlerimizin yeniden yapılandırılması girişimleri.

Neo-liberal ajandanın sağlık alanındaki ayağını oluşturan “Sağlıkta Dönüşüm” programının 2003 yılından itibaren Türkiye’de uygulamaya sokulmasıyla birlikte eczacılık mesleği o güne kadar mevcut olan sorunların yanı sıra yeni sorun başlıklarıyla yüz yüze gelmiştir. Bu program çerçevesinde 2004’te yürürlüğe giren İlaç Fiyat Kararnamesi (İFK), eczaneleri ilaç fiyat dalgalanmaları karşısında korunaksız hale getirmiştir. Varlıklarını sürdürebilmeleri ilaç fiyatlarına bağlı olan eczaneler, kamu kurum ıskontolarındaki artışlar ve ilaç fiyatlarındaki düşüşlerin süreklilik eğilimi kazanması ile artık konjonktürel olarak değerlendirilmesi mümkün olmayan, kronikleşmeye başlamış bir sorunla boğuşmak mecburiyetinde kalmışlardır.

2008 Dünya Finansal Krizi, zaten zor durumda eczane ekonomilerini daha büyük bir baskı altına almış; bu süreçte bilhassa düşük cirolu eczanelerin kapanması tehlikesi gündeme gelmiştir. Dünya şimdi yeni bir ekonomik krizin eşiğindedir. Avrupa’da ekonomik risk göstergeleri rekor seviyeye ulaşmış; Amerika Birleşik Devletleri tarihinde ilk kez, uluslararası kredi kuruluşları ülkenin kredi notunu düşürmüştür. Türkiye’yi “teğet geçtiği” söylenen 2008 krizinin ayrıntılı bir bilançosu çıkarılmamışken bu yeni krizin Türkiye’yi hangi boyutlarda etkileyeceği konusunda henüz net bir şey söylenememektedir. Nitekim bu hususta ekonomi çevrelerinden ve yetkililerden gelen açıklamalar oldukça muğlâk ve çelişkilidir. Küresel krizin Türkiye’yi vurması halinde bunun eczaneler üzerinde tahribat yaratmaması mümkün değildir. Dolayısıyla önümüzdeki süreç, eczanelerin ekonomik olarak güçlendirilmesi ve eczacıların ekonomik güvenceye kavuşturulması mücadelesinin daha da yükseltileceği bir dönem olmak zorundadır.

Diğer yandan içinden geçmekte olduğumuz süreç, eczacı örgütlenmesine yönelik müdahalelerin artacağı işaretlerinin gözle görünür hale geldiği ortaya çıktığı bir evreye tekabül etmektedir. Meslek örgütlerinin aslî işlevlerine döndürülmesi (!?) iddiası dayanak yapılarak yeniden şekillendirilmesi çabaları çerçevesinde Türk Eczacıları Birliği ve Eczacı Odalarının yapısı değiştirilmek istenmektedir. Önümüzdeki günlerde ilk kez 2004 yılında dillendirilmiş ancak daha sonra uykuya yatırılmış olan “Sağlık Meslek Mensupları Birliği Yasa Tasarısı”’ nın tekrar eczacıların ve diğer sağlık çalışanlarının önüne konulması gündemdedir. Bu bağlamda yeni anayasa çalışmaları aynı zamanda meslek örgütlerine yeni bir nizam vermeye yönelik girişimlerin zeminini oluşturmaktadır. Yeni anayasada meslek örgütlerini tanımlayan 135. madde değiştirilerek, onların “kamu kurumu niteliğinde” olma vasıfları ortadan kaldırılmak, yetkileri azaltılmak ve meslek örgütleri siyasal iktidarların doğrudan müdahalelerine açık hale getirilmek istenmektedir. Oysaki meslek örgütleri, mesleği geliştirmeye ve meslek mensuplarının koşullarını iyileştirmeye, bir başka deyişle mesleğin çıkarlarını korumaya ve savunmaya çalışırken bunu toplumsal çıkarlardan ayrıştırmamaya büyük önem verirler. Dolayısıyla meslek örgütleri salt meslekî çıkarların peşinde koşan korporatif örgütlenmeler değildir. Aynı zamanda kamusal çıkarların savunucusu olarak kamu hizmeti görürler ve kitle örgütü görüntüsü kazandıkları ölçüde demokrasinin gelişmesinde temel bir rol üstlenirler. Bu doğrultuda gelecek dönemde meslek örgütlerinin siyasal iktidardan ve sermayeden bağımsızlığını savunmak, bunu yok edecek girişimlere karşı durmak birincil önceliklerimiz arasında yer almak durumundadır.

Mesleğimize yönelik tehditler karşısında en büyük gücümüz ve direnç noktamız örgütlülüğümüzdür. Yaşadığımız sorunların ortaklığı ve büyüklüğüne paralel olarak bir araya gelmekten, ayrı niteliklere ve ayrı dünya görüşlerine sahip eczacıları aynı şemsiye altında birleştiren meslekî örgütlenmelerimiz olan Eczacı Odalarımız etrafında kenetlenmekten ve meslekî dayanışmayı kurumsallaştırmaktan başka bir çözüm yolumuz bulunmamaktadır.

İki yılda bir yapılan Eczacı Odaları Genel Kurulları, eczacıların yöneticilerini seçmenin ötesinde yerel/bölgesel ve ulusal düzeydeki sorunlarını tartışarak çözüm önerileri geliştirdikleri ve gelecek için bir perspektif oluşturmaya çalıştıkları en önemli zemindir.

Seçimle belirlenen organlara kongre kararları doğrultusunda mesleğin çıkarlarını koruyacak stratejiler/politikalar geliştirmek ve geleceği planlamak görevi verilmektedir. Seçimlerde farklı ekiplerin mevcudiyeti ve bunların birbiriyle yarışması örgüt içi çoğulculuk ve demokrasinin olmazsa olmazıdır. Ancak seçimlerde kişileri değil eczacılık mesleğine ve meslektaşlara hizmeti odak alan anlayışlar rekabet etmeli, sonuç ise ayrışma değil bütünleşme/derleniş olmalıdır. Öte taraftan geçmişi reddederek iyi ya da güzel olan ne varsa her şeyin kendisiyle başladığını/başlayacağını iddia ederek sağlıklı bir gelecek inşa edebilmek mümkün değildir. Engeller karşısında ayaklarımızı yere sağlam basmak ve geleceğe uzanmak istiyorsak köklerimizden güç almamız gerektiğini bir an olsun bile aklımızdan çıkarmamakla mükellefiz.

24-25 Eylül tarihlerinde Olağan Seçimli Genel Kurul’u yapılacak olan Adana Eczacı Odası (ADEO), tarihsel birikimi, yaratmış olduğu gelenek ve örgüt kültürü çerçevesinde misyonuyla, vizyonuyla ve üretimiyle Eczacı Odaları arasında özel bir yere ve öneme sahip olagelmiştir. Türk Eczacıları Birliği’nin 1956 yılında kurulmasından sonra faaliyete geçen ilk sekiz oda arasında yer almış, Türkiye Eczacılık Tarihinin son 55 yılındaki önemli dönemeçlerde kendi imzasını atmıştır. Eczacılık kimliğini ve eczacılığın sorunlarını her türlü kişisel anlayışın ötesine yerleştirmiş, kişiler üzerine kurulu olmamış, kısır tartışma ve çekişmelere odaklı dar gruplaşmalardan uzak durmuş, meslekî sorunların yanı sıra genel, toplumsal, siyasal ve ekonomik konulara dair söz üretmiş, tüm üyelerini kucaklamış ve attığı her adımda geçmişinden aldığı gücün farkında olmuş öncü bir odadır.

Önümüzdeki Genel Kurulda bu ilkeleri çerçeve alan bir seçim gerçekleşmesini arzu ediyor; meslekî kimliği önceleyerek emek vermeyi temel sorumluluk sayan her meslektaşımızı Genel Kurulumuza katılmaya, sonuç ne olursa olsun bu zeminde mücadeleye devam etmeye ve oluşturulacak kurul ve komisyonlarda görev almaya davet ediyoruz. Son iki yılda ve daha önceki dönemlerde Adana Eczacı Odası (ADEO)’nın yönetiminde ve organlarında görev alarak odamız ve mesleğimiz için ter dökmüş tüm meslektaşlarımıza teşekkür ederken Genel Kurulumuzun sizlerin katkılarıyla başarılı geçmesini diliyoruz. Yeni dönemde çok daha güçlü bir Adana Eczacı Odası (ADEO)’ nı var edebilmek bizim ellerimizde…

Saygılarımla…

Ecz. Ahmet Han ALPMAN

Başkan