YÖNETİM ANLAYIŞI ÜZERİNE…

Değerli Meslektaşlarım,
Yıllardır sağlık alanında hayata geçirilen uygulamalar bu gün liberal ekonomi kriterlerinin belirleyici rol oynadığı ve piyasa koşullarına göre şekillenen bir sağlık sistemini ortaya çıkarmıştır.
Her ne kadar sağlıkta dönüşüm sürecinin, halkın sağlık hizmetlerine ulaşımını kolaylaştırmak adına yapıldığı anlatılsa da gelinen noktada halkın sağlık giderlerine katkısı artmış ve 2012 yılı verilerine göre sağlık hizmetlerinden yararlanmak isteyen hastalar, 2 milyar TL’nin üzerinde bir tutarı sağlık hizmetlerine katkı olarak cebinden ödemek zorunda kalmıştır. Önümüzdeki yıllarda da halkımızın sağlık hizmetlerine ödeyeceği katkı payı tutarı artarak devam edecektir.
Vatandaşlarımızın yanı sıra biz eczacılarda bu sürecin bedelini özellikle son iki üç yıldır ekonomik olarak ödediğimiz gibi herhangi bir değişiklik olmadığı takdirde ödemeye de devam edeceğiz. Bu gün yaşanan olumsuz sürecin mesleğimize ekonomik yansımalarını, artan eczane sayıları ile birlikte değerlendirdiğimizde, 2000’li yılların başlarından itibaren yaşadığımız ekonomik sıkıntıların belki de daha fazlasını bu gün eczanelerimizde yaşamaktayız.
TEB verileri ile eczacılarımızın yaklaşık %51 inin, TÜRK-İŞ tarafından yapılan araştırma sonucu ülkemizde yoksulluk sınırı olarak gösterilen aylık 3300 TL civarı ve altında (TEB verileri ile 4000 TL nin altında ), yine eczacılarımızın yaklaşık %5-6 sının da, yine aynı araştırma sonucu açlık sınırı olarak gösterilen aylık 1010 TL civarında ( TEB verileri ile 1500 TL nin altında ) gelire sahip olduğu, mesleğimizin ve meslektaşlarımızın içinde bulunduğu durumu çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermektedir.
Tabii ki eczane ekonomileri birden bire bu hale gelmedi. Bir kaç cümle ile özetlemek gerekirse; 2005 sonrası SSK ve Yeşil Kart hak sahibi hastaların serbest eczanelerden hizmet satın almaya başlamasıyla rahatlayan eczane ekonomilerinin aksine Sosyal Güvenlik Kurumlarının giderleri artmış ve artan bu giderleri azaltmak için Kamu Kurum Iskontosu Uygulamaları, global bütçe yaptırımları, ilaç fiyat düşüşleri, Sağlık Uygulama Tebliğinde yapılan değişiklikler ile ilaç ekonomisi baskılanmaya çalışılmış, bunun doğal sonucu olarak da eczane cirolarındaki düşüşe paralel olarak eczacılarımızın gelirlerinde yaşanan düşüşler bu tablonun oluşmasına neden olmuştur.
Ekonomik olarak bu olumsuzluklar yaşanırken eczanelerimizin yeni ekonomik kayıpları telafi edecek gücünün kalmadığı ve “öncelikli” olarak eczane ekonomilerini rahatlatacak tedbirlerin alınması gerektiği ısrarla söylense de bu gün itibari ile bu tabloda düzelme sağlayacak bir gelişme yaşanmamaktadır.
2011 Kasım ayı içerisinde gerçekleştirilen TEB seçimleri sonrası süreç irdelendiğinde eczane ekonomilerinde yaşanan kayıpların telafisine yönelik tatmin edici bir gelişme kaydedilemediği gibi maalesef ekonomik kayıplarımızın gün be gün devam ettiği somut bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır.
Eczane ekonomilerini rahatlatmak için çözüm olarak gösterilen ilaç dışı ürünlere yönelimin de, eczane cirolarının yaklaşık % 90’ının ilaca ve SGK’ ya bağımlı olduğu bir sistemde anlamlı bir katkısının olmadığı kısa zamanda ortaya çıkmıştır.
Yine Eczacılıkta Meslek Hakkı uygulaması ise doğru bir yöntem ve uzun vadede eczane ekonomilerine artı değer katacak bir uygulama olsa da; kısa vadede eczanelerimizin ekonomik sıkıntılarını çözebilecek bir formül olarak görünmemektedir.
Çözüm olarak uygulanabilecek yöntemler ise her fırsatta ifade ettiğimiz gibi;
· KKİ uygulamalarının eczaneler üzerinden uygulanmasına son verilmesi,
· Eczacı kar oranlarının arttırılması,
· 2012 SGK ilaç alım protokolü ile yoğun çabalarla elde edilen reçete başına alınan 25 KRŞ. hizmet bedeli tutarının arttırılması olmalıdır.
Bu başlıkların benimsenerek hayata geçirilmesi için doğru adres olan Sağlık Bakanlığı veya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile görüşmeler tutarlı bir fikir birliği, kararlılık ve inançla devam ettirilmelidir.
Yine bu dönem % 4 -7 ticari ıskontoların kaldırılması sonrası yaşanan, Kasım 2011’den bu yana telafi edilemeyen ve bu gün neredeyse hakkında yorum bile yapılmayacak şekilde gündemden düşmüş eczane stok zararlarının karşılanması ile ilgili yaşanan süreç; gerçekçi olmayan hedef belirlemeleri, yapılan strateji hataları ve zafiyete uğrayan örgüt bütünlüğü açısından bizlere ders verir niteliktedir.
Bu dönemin olumlu çalışmalarından biri olan ve yıllar süren çabalardan sonra 6197 sayılı yasadaki değişiklik hukuken hayata geçmiş olsa da, Türk Eczacıları Birliği’nin, yayımlanması gereken yönetmeliğe yönelik çalışmaları tüm Eczacı Odalarıyla paylaşmak yerine 3 - 5 Eczacı Odası ile yürütmesi ve bu konuda şeffaf ve katılımcılıktan uzak bir tavır sergilemesi tartışmalara neden olmakta, bu gün yönetmelik çalışmalarının geldiği son durum hakkında bir çok eczacı odasının bilgisinin olmaması da ayrı bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı eksiklik bu gün TEB ve SGK yetkilileri arasında yapılan protokol görüşmelerinde de yaşanmakta ve görüşmelerin içeriği maalesef bir çok eczacı odası tarafından bilinmemektedir.
Özellikle son dönem mesleki sorunlarımızı tartışmak amacıyla yapılan toplantılar şikayet eden ama çözüm üretmeyen, iktidar ve muhalefetin karşılıklı atıştığı, içerikten ziyade kimin kimden sonra söz alıp almayacağı tartışmalarının yaşandığı ve bolca dost sohbetlerinin yapıldığı tatil havasında geçen toplantılar haline dönüştü.
Son olarak Afyonkarahisar’da yapılan bölgeler arası toplantıda “seferberlik” çağrısı bizleri biraz umutlandırmış olsada, bu çağrı da Merkez Heyetimiz ile muhalefet odalarının bir araya gelmesi ile sonuçlanmış ve sonrasında mesleğimizde yaşanan sıkıntılarımız bitmişçesine TEB ve bu Eczacı Odalarımıza tam bir sessizlik hakim olmuştur.
Bu görüşmeden önce sürekli “öteki”leştirilmekten duydukları rahatsızlığı dile getiren bu eczacı odalarımızın, bir çok eczacı odamızın konusunu ve sonucunu bilmediği böylesi bir toplantıya katılarak sessizliklerini koruması, herhangi bir ötekileştirmenin yapıldığını düşünmedikleri sonucuna ulaştırıyor bizleri.
Gerçekten çok sıkıntılı bir dönemi hep birlikte yaşıyoruz. Örgütlerimizde, mesleğimizde yaşanan değişim sürecine paralel olarak bir değişme, dönüşme ve evrilme sürecine girdi. Umarım bu süreçten mesleğimizin faydasına bir sonuç çıkartabilir, kısa zaman içerisinde örgüt yöneticileri olarak görevlerimizin arasında meslektaşlarımızın hak ve çıkarlarını korumak olduğunu tekrar hatırlar ve üzerimize düşen görevleri yerine getirebiliriz. Çünkü binlerce eczacı bugün yöneticilerinden çözüm bekliyor. Aksi taktirde eczacılar, örgüt yönetim kadrolarının bulamadığı çözümü kendi yöntemleri ile üretmeye başlarsa görünen o ki yapılması muhtemel Anayasa değişikliğinde meslek örgütlerinin kurumsal yetkilerinin kısıtlanması eczacı kamuoyu nezdinde önemli bir hak kaybı olarak algılanmayacaktır.
Tüm bu açık tehdit ve tehlikelere karşı akılcı bir örgütsel yapılanma ve davranış modelinin kaçınılmaz olduğunu bir kez daha hatırlatmak isterim.
Saygılarımla
Ecz. Ersun ÖZKAN