TEB 39.Dönem Merkez Heyeti 2.Bölgelerarası Toplantı Konuşması

Merkez Heyetimizin Değerli Başkan ve Yöneticileri

Saygıdeğer Oda Başkanları ve Yönetim Kurulu Üyeleri

Ecza Kooperatiflerimizin Değerli Başkan ve Yöneticileri

Değerli meslektaşlarım,

Şahsım ve Adana Eczacı Odası Yönetim Kurulu adına hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyor, bölgeler arası toplantımızın mesleğimizde yaşadığımız sıkıntıların çözümüne katkı sağlamasını dilerken, kaybetmeye yüz tutan mesleki birlikteliğimizin ve geleceğe dair umutlarımızın yeniden yeşermesi adına bir başlangıç olmasını temenni ediyorum.

Ayrıca, yoğun gündem içerisinde bir yıldır verdikleri emek ve özveriden dolayı merkez heyetimize ve bu vesile ile gerek, eczacı odalarımızda gerekse, Türk Eczacıları Birliğinde görev yapan eski ve yeni tüm meslek örgütü yöneticilerimize teşekkür ediyor şükranlarımı sunuyorum.

Değerli meslektaşlarım,

Mesleğimizde yaşadığımız gelişmeler ve TEB çalışmaları hakkında görüş ve düşüncelerimizi sizlerle paylaşmadan önce Ekim ayının başlarında birçok ilimizde yaşanan, uzun süredir tanık olmadığımız, bir daha yaşamak istemediğimiz ve iç savaş provası görüntüsü çizen olaylardan duyduğumuz üzüntü ve kaygıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hepimizin bildiği gibi emperyalist politikalarla oluşturulmaya çalışılan yeni Ortadoğu haritasına; sınırımızın hemen yanı başında Irak ve Suriye’de etnik ve mezhepsel ayrışma sonucu ortaya çıkarılan terör ile son şeklinin verilmeye başladığı bir süreci yaşıyoruz.

Suriye ve ırakta yaratılan otorite boşluğundan kaynaklanan bu yaşananlar ve ülkemizde demokratik açılım söylemleri ile başlayan sürecin içeriğinin ve sonunun belirsizliği nedeniyle değişik illerimizde meydana gelen terör olayları, maalesef birçok yurttaşımızın hayatını kaybetmesine neden olmuştur.

İzlenen yanlış iç ve dış politikalarla, toplumsal uzlaşı ve barış dili sağlanmadan, içeriği sır gibi saklanan demokratik açılım süreci önümüzdeki süreçte ülkemizi daha ciddi sıkıntılarla karşı karşıya bırakacak gibi görünüyor.

Bu anlamda; öncelikle bölgede akan kanın son bulmasını dilerken kan ve gözyaşının ülkemize sıçramaması, huzur ve barış ortamının bozulmaması için sağduyulu bir yaklaşım ile, uzlaşı ve diyalog kanallarının açık tutularak, toplumsal mutabakatın öneminin göz ardı edilmemesi gerektiğinin altını bir kez daha çizmek istiyorum.

Bunlarla birlikte;

Hepimize derin üzüntüler yaşatan Soma faciası sonrası, yaşanan acıların tekrarlanmaması adına alınmaya çalışılan tedbirler ve yapılan düzenlemeler bizleri insan hayatına verilen değer konusunda, gelecek adına umutlandırmış olsa da, son olarak Ermenek’ te yaşanan maden faciası, ülkemize yeni acılar yaşatırken aslında bir çok şeyin değişmediğini siyasilerin boş vaatleri ve sermayenin rant hırsı ile birlikte halkımıza yine acı ve göz yaşı düştüğünü üzülerek hep birlikte yaşadık.

Bu vesile ile gerek Ekim ayında yaşanan olaylarda gerekse Ermenek’te maden faciasında hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet dilerken, yaşam hakkının hukuken güvence altına alındığı, çağdaş ve demokratik bir ülke özlemimizi bir kez daha yinelemek istiyorum.

Saygıdeğer konuklar,

Değerli meslektaşlarım,

Sınırlarımızın içinde ve dışında bu üzücü gelişmeler yaşanırken sağlık, ilaç ve eczacılık alanında yapılan değişimlerle birlikte ortaya çıkan sıkıntıları da yaşamaya devam ediyoruz.

2000’li yılların başından günümüze Sağlıkta Dönüşüm ile sağlığın özelleştirildiğini ve bu özelleştirmenin ekonomik yükünün ise halkımıza, sağlık çalışanlarına ve biz eczacılara çıkartıldığını söylemek yanlış olmayacaktır.

2005 sonrası SSK ve Yeşil Kart hastalarının serbest eczanelerden hizmet almaya başlamasıyla birlikte rahatlayan eczane ekonomileri bu gün SGK tasarruf tedbirleri ile birlikte 2005 öncesi dönemi aratır duruma gelmiştir.

Gelinen süreçte yapılan yasal düzenlemelerle evirilerek değiştirilmeye çalışılan yeni eczacılık anlayışına;

Adapte olabilmek,

Ortaya çıkan sıkıntıları aşabilmek

ve eczacılar olarak ayakta kalabilmek için

Eczacılıkta eğitimden istihdama, emeklilikten meslek hakkı uygulamasına ve etik değerler sistemindeki erozyona yönelik birçok yapısal değişiklik gerektiren konu başlığı bu gün çözüm için bizleri bekliyor.

Fakat tüm bunlardan önce eczanelerde yaşanan ekonomik yangını söndürmek ve eczacılarımızı içerisine düştüğü umutsuz ve karamsar tablodan mutlak suretle kurtarmak gerekmektedir.

Bu gün beş binin üzerinde eczacının, yaptıkları ciro ile fiili olarak ayakta olsalar dahi, aslında ekonomik olarak tükendikleri, başta Türk Eczacıları Birliği olmak üzere hepimizin ortak tespitidir.

SSK ve yeşil kart hastalarının serbest eczanelerden hizmet almaya başlamaları hızla çoğalan özel hastane ve poliklinikler ile bunun doğal sonucu olarak artan kamu maliyetlerini azaltmak adına sağlık ve ilaç ekonomisine yapılan bitip tükenmek bilmeyen baskılar bu kötü tablonun her gün biraz daha derinleşmesine neden olmuştur.

Özellikle 80 kuruşlardan bugün 15 liralara çıkan muayene ücretleri, değişik isimler altında hastalardan alınan ilaç ve muayene fark ücretleri bu değişimin vatandaşlarımıza ekonomik yansımaları olurken,

Tasarruf adına;

Sürekli değişen sut hükümleri,

Günübirlik tedavi uygulamaları,

Referans fiyat uygulamaları ve ilaç fiyat düşüşleri,

Kamu kurum ıskontoları,

Global bütçe uygulamaları,

Ticari ıskontoların kaldırılması

ve mesleğimizde yaşanan etik bozulmalar,

gibi başlıklar ise eczane ekonomilerinin bu günkü noktaya gelmesinde önemli rol oynamıştır.

Tüm bunların yanı sıra olumsuz etkilerini yakın zamanda görmeye başlayacağımız ilaçta taban fiyat uygulaması, SGK bütçesinde yaşanacak düşüş, eczane açılmasına getirilen sınırlama ile birlikte eczacı istihdam sorununun çözülememesi gibi sıkıntılarla oluşacak yeni tehditler, yaşanan sorunların artarak devam edeceğini bizlere göstermektedir.

Değerli Meslektaşlarım,

Yaşanan bu sorunların sadece bizim ülkemize mahsus olmadığını, dünyada tüm sosyal güvenlik kurumlarının sağlık giderlerini azaltmak için değişik tedbir yöntemleri uyguladığını bunun sonucu eczanelerin sıkıntılı süreçler yaşadığını biliyor, ülkemizde bu tedbirler sonucu eczacılarımızın ciddi anlamda fakirleştiğini de görüyoruz.

Bu fakirleşme sürecini Adana özelinden değerlendirecek olursak,

2010 yılında 608 olan eczane sayısı 2013 yılında yaklaşık % 7.5 artışla 654 olmuştur.

2010 yılında 30 bin TL altında ciro yapan eczane sayısı 61 iken 2013 yılında %60 artışla 97 olmuştur.

2010 yılında 30-50 bin TL arası ciro yapan eczane sayısı 130 iken 2013 yılında %24 artışla 161 olmuştur.

Eczacılarımızın SGK ya yapmış oldukları ıskonto oranları değerlendirildiğinde bölgemizde oluşan bu tablonun Türkiye geneli için de benzer bir görüntü sergilediğinin altını çizmek istiyorum.

Saygı Değer Konuklar,

Değerli Meslektaşlarım,

Türk Eczacıları Birliği ve eczacı odaları olarak yaşanan sorunların çözümü için;

Eczacı kar oranlarının artırılması,

KKİ nın eczaneler üzerinden uygulanmasına son verilmesi,

İlaç fiyat düşüşleri ve KKİ artışlarından kaynaklanan eczane stok zararlarının önlenmesi,

Ticari ıskontolardan sonra mal fazlası uygulamalarının da iptal edilmesinin önlenmesi veya mal fazlalarının yerine eczacı kar oranlarının arttırılması,

Muayene ücretlerinin eczaneler üzerinden tahsil edilmesine son verilmesi

Eczacılıkta meslek hakkı uygulamasına geçilmesi,

Reçete başına verilen hizmet bedelinin arttırılması ve kutu başı bir hizmet bedeli ödenmesi,

Ecza Kooperatiflerinin güçlendirilerek tüm bölgelerde yaygınlaşmasının sağlanması,

Eczacılıkta Emekliliğin hayata geçirilmesi,

Günübirlik tedavi uygulamalarının sonlandırılması,

Eczacılıkta istihdam alanlarının artırılması ve bunun için yasal düzenlemelerin yapılması,

Eczacılık fakültelerinin sayısı ve öğrenci kontenjanlarının azaltılması,

Eczane standartlarının yanında eczacılık standartlarının belirlenmesi,

Gibi daha da arttırılabilecek öneri başlıklarının birçoğunda hepimiz aynı düşünüyoruz.

Hükümetin dolayısıyla ekonomi koordinasyon kurulu ve ilgili bakanlıkların konuya bakış açıları ve ilaç firmalarının lobi faaliyetleri nedeniyle bu uygulamaların hayata geçirilebilmesi için uzun süreli ve yoğun emek harcanması gerektiği konusunda da Türk Eczacıları Birliği yöneticileri ve birçok Eczacı Odası yöneticisiyle paralel düşünüyoruz.

Fakat gelinen süreçte tüm bu konu başlıklarında düşüncelerimizin aynı olmasına rağmen, çözüme giden yolda, farklılaşılarak kutuplaşılmasını demokrasinin zenginliği olarak algılamakta zorluk çekiyoruz.

Yaşanan tüm bu olumsuzluklara paralel bir şekilde eczacılarımızın her geçen gün mesleki memnuniyetsizliklerinin arttığı bir süreci yaşıyoruz.

Eczacılarımızda yaşanan bu memnuniyetsizliğin bu gün TEB ni destekleyen ve TEB ne muhalefet eden tüm eczacı odalarımız için de aynı şekilde karşılık bulduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Fakat üzülerek görüyoruz ki;

Tüm bu sorunların çözümünde yol haritası çıkararak çıkış yolunu bulması,

Eczacı Odalarımızı çözüm için mücadeleye ortak etmesi ve yaklaşık 30 bin eczacının gelecek kaygılarını bir nebzede olsa azaltarak umut aşılaması gereken TEB yöneticilerimiz, gelinen süreçte;

İnancını kaybetmiş,

Umutsuz,

Çözüm üretmek yerine daha ziyade sıkıntıları dile getirerek Ciddi bir vizyon revizyonuna ihtiyaç duyar hale gelmiştir.

Bunların sonucu olarak bu gün Türk Eczacıları Birliğinde hakim olan karamsarlık ve kabulleniş görüntüsü maalesef Eczacı Odalarımıza ve eczacılarımıza da sirayet etmiştir.

Değerli meslektaşlarım,

Adana Eczacı Odası Yönetim Kurulu olarak üç yıldır her fırsatta iktidarı ve muhalefetiyle odalarımız arasında bir ayrışma yaratıldığını ve ayrışmanın her geçen gün biraz daha keskinleştiğini, Türk Eczacıları Birliği seçimlerinin de nitel değerler yerine nicel değerler üzerinden kurgulandığını ve öncelikle iktidara gelme ve iktidarı devam ettirme yarışına dönüştüğünü söylerken bunun da hem mesleğimize hem de sorunların çözümüne bir katkı sağlamadığını her fırsatta belirttik.

Özellikle 2013 TEB seçimlerinin bu yanlış gidişe dur demek adına bir fırsat olduğu bilinciyle davranarak, tüm odalarımızın desteği ile çözüm odaklı bir merkez heyetinin oluşturulması için çaba harcadık.

Fakat gelinen süreçte temsil ettiğimiz eczacılarımız adına bu fırsatı da değerlendiremediğimizi üzülerek görüyoruz.

Bizler Türk Eczacıları Birliği Yöneticilerinin elinde sihirli bir sopa olmadığını,

Dünyanın silah ve gıda sektöründen sonra 3.büyük sektörü olan ilaç alanına yapılan küresel müdahaleleri,

Ülkemizin ekonomik durumunu,

Birçok ülkede olduğu gibi Sosyal güvenlik kurumlarının tasarruf adına sağlık ve ilaç ekonomisine baskılarını,

Hükümetin dolayısıyla Ekonomi koordinasyon kurulunun sağlık ve ilaç politikalarını biliyoruz.

Ama eczacının ve eczacılığın bugün geldiği tükenmiş durumunu ve böyle devam etmesi halinde yarınların daha da onarılmaz ve kötü günlere gebe olduğunu da biliyor ve görüyoruz.

Bu anlamda; -bugün bunu belirtmek zorunludur ki-iktidarı ve muhalefeti ile yıllardır devam eden hakim anlayışın artık son bulması ve Türk Eczacıları Birliğinin kendine güveni olan, inanan, üreten, paylaşan ve eczacıların kaybettiği umutlarını yeniden kazandırabilecek cesur ve güçlü bir kimliğe yeniden bürünmesi gerekmektedir.

İşte burada eczacı odalarımıza her zaman kinden daha çok sorumluluk düştüğüne inanıyoruz.

Türk Eczacıları Birliği yapılanması içerisinde Eczacı Odalarımızın belirleyici, sorgulayıcı ve denetleyici bir konumda olması gerekirken, maalesef gelinen süreçte bir çok Eczacı Odamız sadece taraf konumunda bırakılmıştır.

Ayrıca yapılan toplantılarda sorumluluklarını yerine getirmek için sorgulayan ve gerektiğinde eleştiri yapan oda başkanlarımızın şık olmayan bir üslup ile karşılaşmaları da her geçen gün sorgulayan, konuşan ve eleştiren oda sayısının biraz daha azalmasına neden olmuştur.

Değerli meslektaşlarım,

Mesleğimizde ciddi kırılmaların oluştuğu bir süreci yaşıyoruz. Yapılan her düzenleme ile eczacılık şekil değiştirerek biz eczacıların kontrolünden çıkarılmaya çalışılıyor.

Yaşanan olumsuzlukların içerisinde yapısal sorunlarımızı öteleyerek sadece SGK ile imzalanacak protokol sonucunda elde edilecek ekonomik kazanımları beklemek çıkmazlarımızın daha da keskinleşmesine neden olmuştur.

Bu gün Eczacılıkta Emeklilikten meslek hakkı uygulamasına, KKİ lerin eczaneler üzerinden uygulamasına son verilmesinden, eczacılıkta istihdam sorununun çözülmesine, muayene ücretlerinin eczaneler üzerinden tahsil edilmesine son verilmesinden, eczacı kar oranlarının arttırılmasına yönelik olarak yapılan çalışmaların artık somut olarak projelendirilmiş ve eczacı odalarına sunulmuş olması gerekirdi.

Her ne kadar hep birlikte kürsülerde kırmızı çizgilerimizi ve bir tek eczacımızın dahi feda edilemeyeceğini haykırsak ta, gelinen süreçte yaptığımız yanlışların sonucu olarak dünü ve bugünü kaybettik. Ancak her şeye rağmen mesleğimiz ve meslektaşımız adına bu kötü gidişe dur deme şansımızın devam ettiğini, bunu başarabilmek içinde artık eczacı odalarımıza ciddi görev ve sorumluluk düştüğünün altını bir kez daha çizmek istiyorum.

Değerli meslektaşlarım,

Tüm bunlardan sonra yapılan son başkanlar danışma toplantısında da gündem olan güncel bazı konu başlıkları ile ilgili görüşlerimizi kısaca sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hepimizin bildiği gibi Eczacılar ve Eczaneler Hakkında yönetmelik 12 Nisan 2014 tarihinde Resmi Gazete ’de yayımlanarak yürürlüğü girdi.

Yönetmeliğin değişik maddelerine açılan davaların yanı sıra;

İkinci eczacılık ile ilgili uygulatılmayan maddesi ve ülke koşullarına uymadığını düşündüğümüz maddelerinin dışında en azından önümüzdeki süreçte eczacılarımızın daha fazla mağdur olmaması için yönetmelik maddeleri ile ilgili uygulamada yaşanan yorum farklılıklarını ortadan kaldırabilmek adına Türk Eczacıları Birliği, Eczacı Odaları ve Kurum Yetkililerinin katılımıyla bir Çalıştay yapılmasını beklediğimizi bu kürsüden bir kez daha belirtmek istiyorum.

Yine başkanlar danışma toplantısında konuşup tartıştığımız Eczane mülkiyeti ile ilgili tartışmaları da beraberinde getirerek, bugün bazı eczanelerle pilot uygulamaya başlandığı bilinen “Alphega” projesine ve sermayenin yapacağı müdahaleler sonucu ortaya çıkabilecek olumsuzluklara karşı, yarın çok geç olmadan Türk Eczacıları Birliği ve Eczacı Odaları tarafından daha anlaşılır ve kararlı bir duruş sergilenmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu konuda yaşanabilecek olumsuzlukların, ancak Ecza Kooperatiflerimizi temel alan bir yöntem ile aşılabileceğine olan inancımı ve bu konuda gerek Ecza Kooperatifi yöneticilerimizin gerekse Türk Eczacıları Birliği Yöneticilerimizin miş gibi mış gibi yapmak yerine artık ülkemizde Ecza Kooperatifçiliğinin yaygınlaşması ve güçlenmesi için ortak ve kararlı bir tavır sergilemeleri gerektiğinin bir zorunluluk olduğunu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli meslektaşlarım,

Bahsetmek istediğim diğer bir konuda aradan geçen 7-8 aya rağmen imzalanmayan 2014 SGK ek ilaç alım protokolü.

Hepimizin bildiği gibi 01.02.2012 tarihinde Türk Eczacıları Birliği ve SGK arasında imzalanan İlaç Alım Protokolü, Ek İlaç Alım Protokolleri imzalanmasa dahi var olan haliyle 01.07.2015 tarihine kadar geçerli olan bir protokoldür. Bizler aradan geçen 7 – 8 aylık süreye rağmen 2014 Ek İlaç Alım Protokolü’nün imzalanmamasının yeni tartışmaları ve sıkıntıları beraberinde getireceğinin Merkez Heyetimiz tarafından yeterince değerlendirilmediğini,

bu gün gelinen noktada protokol görüşmeleri ile ilgili olarak başkanlar danışma toplantısında anlatılan ve konuşulanların dışında farklı bir noktaya geldiğimizi düşünüyoruz.

Başkanlar Danışma Toplantısında da söylediğimiz gibi 2014 SGK ek ilaç alım protokolünün elde edilen kazanımlarla imzalanması gerektiğini, sonrasında ise başta eczacılarımızın yaşadığı ekonomik sorunların çözümüne katkı sağlayacak kazanımlar olmak üzere bir çok değişimin Eczacı Odalarımızın da katkısı ile, yeni imzalanacak 2015 SGK İlaç Alım Protokolü görüşmeleri sırasında sağlanabileceği, aksi takdirde protokol imzalamamak da dahil izlenecek yöntemin yine eczacı örgütlerimiz tarafından belirlenmesi gerektiğini tekrar sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli Meslektaşlarım,

Son olarak TEB tarafından yurt dışından getirilen ilaçlarla ilgili geldiğimiz noktadan duyduğumuz kaygı ve endişeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Türk Eczacıları Birliği tarafından yurtdışından ilaç getirilmesi halk sağlığı öncelenerek yetim ilaçlarla ilgili başlatılmış fakat bu uygulama gelinen süreçte; her ne kadar TEB Yöneticileri tarafından basına yapılan açıklamalarda sorun olmadığı söylense de, Sağlık Bakanlığı ve SGK’nın tasarruf anlayışıyla ülkemizde ciddi bir sorun haline gelmiştir.

Bugün yurtdışından bu tür ilaçları ithal etmek ve hastalara ulaştırmak adına bazı firmalara da yetki verilmesiyle birlikte TEB tarafından bu tür reçetelerin karşılanması sırasında eczacılarımıza reçete başına bir bedel ödenmesine bir anlam veremediğimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Önümüzdeki süreçte bu tür ilaçların diğer kanallar tarafından karşılanmasının gerek halk sağlığı gerekse eczacılık adına daha ciddi sıkıntılar oluşturacağına inanarak, artık bu konuda politikamızın değiştirilerek; bu uygulamaların sona ermesi ve vatandaşlarımızın ilaçlara doğru, kolay ve sağlıklı ulaşım noktası olan eczanelerden ulaşabilmelerinin sağlanması adına çalışma yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

Saygıdeğer Konuklar,

Değerli Meslektaşlarım,

Adana Eczacı Odası Yönetim Kurulu olarak sorumluluklarımız gereği, bizlere destek ve temsil hakkı veren eczacılarımızın ortak fikir, ekonomik kaygı ve örgütsel beklentilerini bu kürsülerden sizlere aktarmaya ve yaşanan sıkıntıların çözümüne katkı sunmaya çalışıyoruz.

Her zaman olduğu gibi bundan sonrada doğrularımızı duygularımızla karıştırmadan mesleğimiz ve meslektaşlarımız adına inandıklarımızı söylemeye devam edeceğiz.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken;

Her zaman söylediğimiz gibi,

Meslektaşlarının haklarını sonuna kadar savunan,

Mesleki hak kayıplarına karşı duran,

Tabandan gelen seslere kulak veren,

Örgütsel gücünü bilen, bu güce güvenen ve güvenilen

Tüm eczacıları ve fikirleri kucaklayan,

Eczacılık konusunda mesleki öngörü sahibi olan,

Hep birlikte daha çok çalışacak, üretecek, paylaşacak ve eczacılarımızın yarınlarına dair umutlarını yeşerterek, birlikte yönetebilecek bir Türk Eczacıları Birliği yapılanması dileğimle, Eskişehir Eczacı Odamızın değerli başkan ve yöneticilerine sıcak ev sahipliklerinden dolayı teşekkür ediyor hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.